Nostalji(kısa hikaye)

Nostalji… Her sabah şu eskimiş, emektar koltuklara oturuyorum. Hayır bunlar toz kokulu bir salonun veya ne umutların yitirildiği bir bekleme salonunun koltukları değiller. Bu koltuklar şu biçare yapayalnız külüstürün üstünde kendine yer bulmuş ve beni bekliyorlar. Sabahın soğuğu beni en derinlerimden vuruyor. İçerideki ekşi koku midemi kaldırıyor ve kusmak istiyorum ama hayır yapamam. Nostaljiyi hatırlıyorum. Buranın dekorasyonu anılardan başka nedir ki? Şu buğulu camdan içeriye zorla giren güneş mi bizi aydınlatacak? Hayır. İnsanlar burada anılarla yaşıyor. Ama ben burada her insan yaşarken ölüyorum çünkü anılar benim için ölümden farksız. Ben yürürken yer gıcırdıyor ama yer tahta bile değil. Kurşun yarasını andıran deliklerin içindeki bozuk paralar içimi bir iğreti ile kaplıyor. Çocukluğumdan beri hayatı bu deliklerde arıyorum. Alışık olduğum o koltuğa oturabilmek için yandaki kolu üç kere çekiştirmek gerekiyor. Tam üç kere… Bir iki üç… İşte geçiyorum. Bacaklarım öndeki koltuğa sürtünüyor. İçim daralıyor. Bacaklarım isyan ediyor. Bir mücadele veriyorum ama en sonunda oturuyorum. Diz kapaklarım sürekli baskı altında. Bazen sırf bu sebepten ölmek istiyorum. Kafamı dağıtmak için o mavi tabakaya bakıyorum. Cam dedikleri o özgürlük ile hapis arasındaki bariyer bana umut veriyor. Camın üstünde lekeler var. Kim bilir hangi zavallının parmakları buradan geçmiş. Gözlerim odaklanıyor. Dışarıda bir benzinlik… Kızıl tüylü bir köpek geçiyor. Orada bir bakkal… O bir kurt mu? Orada bir park var. Ve işte o canavarlar. Nefret ettiğim insanlar. Külüstüre biniyorlar ve hiç zorlanmadan ve de tiksinmeden nahoş bir şekilde koltuklara oturuyorlar. Yanıma bir ruh oturuyor. Ruhun varlığı beni yakıyor. Ruh bana sırnaşıyor. Bu ruh kendini bana yakın görüyor ama ben onun ışığının beni aydınlatmasını sevmiyorum. Ruhu görmezden geliyorum. Ruh bana anlamsız şeyler söyleyip bana zebani oluyor. Ruh kulaklarımı kanatan şeyler söyleyip bana iblis oluyor. Ruh beni ürküten şeyler söyleyip benim şeytanım oluyor. Ruhun ışığı kararıyor ve kızıla dönüyor. O anda ruhun yüzünü görüyorum. Etkileniyorum. Her sabah gördüğüm bu yüzden tekrar etkileniyorum. Bu kızıl ışıkla beni de yakan yüzden nefret ediyorum ama vücudum kıpır kıpır oluyor. Onu sevmek istemiyorum. Ben herkesi unutmak istiyorum. Bu yüzden tekrardan camda gerçeklikten kaçıyorum. Ruh beni dürtüyor. Karşılık vermiyorum. Ruhun gözlerinden birkaç damla süzülüyor. Ruh uyuyakalıyor. Ruha baktığımda normal bir yüzle karşılaşıyorum. Dikkatimi diğer çocuklara çeviriyorum. Dedikleri hiçbir şeyi anlayamıyorum. Bana çok uzak şeyler konuşuyorlar ve ben de dudaklarını izliyorum. Çünkü konuşmaları benim için konuştuklarından daha anlamlı. Hepsinin gözlerinde bir fer var ama hepsi yine ölü. Nasıl olurda hepsi bu kadar ölüyken benden çok yaşamı tadarlar da ben hergün ölürüm diye başımı eğiyorum. Onlara çok yakınım. Nasıl düşündüklerini biliyorum ama sahtelik benim için umutsuz. Birinin boynundaki kolye gözüme takılıyor. Gözümü alıyor. Daha önce hiç görmediğim ama huzurlu bir şekle sahip. Nereden aldığını sorsam söyler miydi? Yer gıcırdamaya başlıyor. Külüstüre can veren adam telefonunu eline almış ve bizi cehenneme götüren yola bakmayı unutuyor. Külüstür cennete sapacak. Adam özgürlüğümü elimden alıyor ve telefonla beraber bırakıyor. Bu tatlı sarsıntıyla yanımdaki yüz uyanıyor ve ruh bana bakmaya başlıyor. Bu sefer sarı ışıklar yükseliyor ve ruh eski sevgisini kaybediyor. Ben de istesem konuşabilir miyim diye düşünüyorum. Boynum karıncalanıyor. Ağzımı açmaya çalışıyorum. Boğazımdan kelimeler merdiven çıkıyor. Lütfen kapıyı açın. Kapı açılmıyor. Göğsüme vuruyorum. Ruh alevleniyor ve rengi değişmeye başlıyor. Terliyorum. Daha hızlı vuruyorum. Ruh yaklaşıyor. Yanıyorum ve renk değiştiriyorum. Ruh bana ölümden daha yakınken bir doğumda bir ölümde olan şey yaşanıyor. Çocuklardan birisi ağlamaya başlıyor. Bir an ben de ağlamak istiyorum. Ruh ve diğerleri ağlayan çocuğu izliyorlar. Ben tekrar cama sarılıyorum. Bak orada bir köpek var oradaysa bir kedi. Sakinleşemiyorum. Ateş sönmüyor. Çocuk ne kadar ağlarsa ağlasın hüzün okyanusu asla bitmiyor. Ruh ağlayan çocuğa bakıyor bense cama. Kalbim beni öldürecek gibi… Her şey gözümün önünden geçiyor. Eskiler ve nostalji ki hepsi benim için birer bıçak darbesi. Cama dokunuyorum. Elimde bir soğukluk. Ağlayan çocuğa katılmak istiyorum ama en sonunda gerçekliği görüyorum. Kendimi görüyorum. Etraf kararmış. Camdaki beni seviyorum. Çünkü kimse o saf çocuğu sevmedi. Sakinleşiyorum. Kalbim artık yok. Rengim soluyor ve anıları hatırlıyorum. Her ne kadar hepsinden nefret etsem de yine de nostalji… Ruha baktığımda orada normal bir yüz görüyorum. Her şey dokusunu kaybediyor. Anı unutuyorum. Ağlayan çocuğa bakıp orada yeni doğan beni görüyorum

Etiketler:

Yorum Yaz

20060 Toplam Flood
25843 Toplam Yorum
18883 Toplam Üye
50 Son 24 Saatte Flood

Kod e‑postana gönderildi. (24 saat geçerli)