Güncel Floodlar En sonuncu Floodlar

Kurucu Yönetici
  • 1
Fil Necati

Bir Osmanlı Askerinin Gözünden

  • 1

Tarih beni “korkak” olarak yazacak biliyorum. Ama gerçekten de elimden gelen bir şey yok. Zaten ortada askerlerine destek verecek kuvveti bir kalmayan bir devlet vardı. Eşimi ve çocuğumu koruyamadığım için çok pişmanım. Her dakika gözümün önüne geliyor yaşananlar…

Kafamdan silip atamıyorum. Ermenilerin Van’ı işgalini öğrendiğim an alelacele evime gitmek üzere yola çıkmıştım. Dakikalar gecmek bilmiyordu. Korktuğum şeyin başıma gelme ihtimali bile tedirgin ediyordu beni. Köyüme çabucak ulasmaliydim. Bir tepeye çıkıp köyüme bakmak üzereydim ki maalesef her tarafın yakıldığını fark ettim. Ermeniler köy halkını meydanda toplayıp sırayla katlediyorlardi. Net olarak hatırladığım şey ettiğim dualar.Lütfen karım ve oğlum kaçmış olsun lütfen…

Komşum Züleyha ve Mustafa’nın cesetleri darağacında sallanıyordu. Köyün muhtarı Duran emmi ise 4 tane Ermeni askerinin arasında yüzü gözü kan içinde bir şeyler anlatmaya çalışıyor, fakat söylediği her cümleden sonra suratına okkalı tokatlar yiyordu. Canım çok yanıyordu, bacaklarım artık titremekten yorulmuştu. Yaşadığım o stres hali o kadar bedenimi etkilemişti ki hareket edemeden kaskatı kesildim. Kendimi ölü gibi hissettim bir an. Ermeni askerlerinin, komutanlarının huzuruna eşimi ve çocuğumu çıkardığı anı görünce ise öldüm adeta.

Henüz 7 yaşında olan bir çocuğu gözünü kırpmadan öldürdü Ermeni komutan. Hem de eşimin daha fazla acı çekmesini istemiş olacak ki , eşimden önce çocuğumu katlettiler. Bu anları izleyen ben ise elimle ağzımı kapatmış durumdaydım. Biliyordum ki bagirirsam ben de ölürüm. Gözyaşlarım sakallarima karışmıştı adeta. Buradan kaçmam gerektiğini biliyordum fakat o an binlerce askerin arasına dalıp kendimle beraber birkaç kişiyi götürmek istedim. Lakin dedim ya; kaskatı kesilmiş haldeyim. Hareket edemedim, tek yaptığım faltaşı gibi açılmış gözlerle yaşananları izlemek.

Şu an kimsenin bilmediği terk edilmiş bir köydeyim. Şehrin merkezine gitmem gerektiğinde Ermenice konuşarak onlardan biriymiş gibi davranıyorum. Yıllarca Ermenilerin içinde yaşamanın bir avantajı bu. Merkeze gıda, haberleşme vs. gibi işler için geliyorum. Burada iki insan görünce bile o düşünceleri kafamdan atabiliyorum. Fakat köye geri döndüğümde ise o düşünceler beni yiyip bitiriyor. Ermeni halkı kendi aralarında Osmanlı askerlerinin saklandığını, mavi gözlü sarı saçlı bir subayın tüm Anadolu’yu dolaşarak kongreler düzenlediğini konuşuyordu. Söylenenlere göre devlet askerlerini çağırıyor ama büyük çoğunluğu cepheye gitmeyip saklanıyormuş. Yalan haber olmasına imkan yok, çünkü o korkaklardan biri de benim.

Hem cepheye gitsek ne olacaktı ki? Bizi kaderimizle başbaşa bırakmışlardı. Böyle korkak bir şekilde yaşamaya devam edecektim. Ki 5 yıl yaşadım bu halde, yaşamak denir mi emin değilim. Defalarca farkedilme korkusu yaşadım, lakin Ermeni dilini akıcı konuşuyordum. Kimsenin şüphesini çekmedi bu durum. Kendilerinden biri olduğumu sanıyorlardı. Merkeze gittiğim bir gün orada Ermenilerin artık doğuyu tamamen ele geçirmek için harekete geçmeye başladıklarını öğrendim. Sanırım bu diyarı terk etmeye baslasam iyi olur diye düşündüm.

Aylar sonra merkezde çolak Necmi’ye rastladim. O da benim gibi bir Osmanlı askeriydi ve tıpkı benim gibi Ermeni diline hakimdi. Yıllarca saklanmış o da bu halde. Tenha bir alanda karşılaştık. Orduya geri döneceğini söyledi. O an kendimden nefret ettim, Çolak Necmide bile yürek vardı. Sebebini sorduğumda ise çok iyi komutanın doğuya geldiğini söyledi. Kazım baba diyorlarmış ona. Çolak Necminin gözü parlıyordu adeta. İçindeki kıvılcım harlanmıştı , belliydi. Fakat yine korkaklığımı gösterdim ve bir süre daha saklanmam gerektiğini söyledim. O ise bana ” bu şekilde yaşayacağıma torunlarıma daha iyi bir gelecek bırakmak için çabalarım ” diyerek terk etti orayı.

Çok geçmedi Kazım baba önderliğindeki ordunun Ermenileri doğudan süpürdüğü haberini aldım. Zaten bu süre içinde orduya geri dönme fikrine sıcak bakmıştım. Orduya teslim olmak üzere çıktım yola. Öyle de oldu, benim gibi binlerce asker geri dönmüştü orduya. Rüştü Paşa’nın önderliğinde bir milis grubunun icindeydim. Bir gece hepimizi toplayıp Eskişehir’e doğru yola çıkacağımızı haber verdi. Orada Yunanların akınlarını durdurmamız gerekiyordu. Kazım babayı göremeyecek olmak içimde derin bir yara bırakmıştı. Lakin işimizin başına dönmeliydik. Günler sonra Eskisehir’e vardığımızda bir adamla karşılaştık.

Başında kalpak, elinde ise bir bastonla uzaktan göründüğünde binlerce asker uğultuyu kesti. İsmet Paşaydi o… Kısa süre önce Yunanların bizimkinden üç kat daha büyük bir orduyla üstümüze geldiği haberini almıştık. Fakat İsmet Paşa öyle bir cesaret veriyordu ki bize; kazanacağımızdan emindik. Az önce aldığımız o haber umrumuzda değildi. Saldiriya geçmelerini sabırsızlıkla bekliyorduk. Sadece 3 günlük bir savunma yaparak alt ettik Yunanlari. Kimse için sürpriz olmadı, çünkü arkamızda İsmet Paşa vardı. Çok geçmedi İsmet Paşa bize Yunanların tekrar saldiracagini haber verdi. Hazırlıklara basladik.

Çolak Necmi ile aynı bölükteydik. Hazırlıkları beraber tamamliyorduk. Bana Fevzi Paşa’nın da bu cephede savaşacağını söylediğinde ne dediğine anlam verememistim. Fakat Fevzi Paşa’nin zaferlerini ve nasıl biri olduğunu anlattığı an Yunanlara üzülecek kıvama geldim neredeyse. Başımızda çok zeki ve becerikli komutanlar vardı , bu savaşı kaybetmemize imkan yoktu. Bir Mart sabahı Yunanlar saldırıya geçti. Kısa süre önceki savaştan farklıydı bu. Yunanların elindeki silahlar ve mühimmatlar çok ileri teknolojiydi. Bunların onlara ait olmasına imkan yoktu. 26 Mart sabahı göğsümden vuruldum…

Gözümü açtığımda revirdeydim. Hareket edemiyordum fakat doktorlara savaşın durumunu sorduğumu hatırlıyorum. Savaşın devam ettiğini öğrendim an cepheye gitmem gerektiğini söyledim. Fakat durumumun ciddi olabileceğini söyledi doktor. Öleceksem de orada ölmeliydim. Ölüm döşeğinde iken bile aklımdan çıkmadı eşim ve çocuğum. Aklım bir onlarda bir de savaşta. Geçmek bilmiyordu günler. Gözümü kapatıp uykuya daldigim an bile çığlık çığlığa uyanıyordum.

Bir sabah acı içinde uyanıp etrafıma baktığım an Çolak Necmi’nin üstüme doğru sevinçle koşarak ” sonunda uyandın şükürler olsun, savaşı kazandık. Yunanlar geri çekildi” dedi. Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Yaşadığım o berbat acıyı bile unuttum. Bulutlara bakıp “şükürler olsun” dedim. Yüzlerce askerin suratındaki yara berelere rağmen sevinç gösterilerinde bulunduğunu gördüm. Yatağımda sol tarafıma doğru uzanmaya çalışırken eşimi ve çocuğumu gördüm. Ellerini bana uzatmislar ve yanlarına gelmemi istiyorlardı. Hareket edemiyordum, elimi uzatmak istiyordum. Hemşirelerin beni işaret ederek doktorları çağırması ve doktorların da “onu kaybediyoruz, son nefesini veriyor” sözleri kulağımda çınlanıyordu. Tek düşündüğüm şey eşime ve çocuğuma kavuşmaktı. Bir korkak gibi yaşadım belki ama bir kahraman gibi ölüyorum. Ölüm beni adeta yanına çağırmadan önce müjdeli bir haber vermeyi bekliyordu. Geldi o müjdeli haber, sonunda çocuğuma ve eşime kavuşabileceğim.

Cevap eklemek için giriş yapmalısınız.