Ah keloÄŸlan…..
"Sen daha TRT Keloğlan’ın ilk sezonunu izlemeden büyümüşsün, sus."
Ben çocukken sabah ezanıyla uyanırdım, niye mi? Çünkü TRT 1'de KeloÄŸlan baÅŸlayacaktı. Herkes Tom ve Jerry izlerken, ben Kel'in stratejik zekâsıyla, Bilge Can'ın devlet yönetimiyle, Kara Vezir'in sinsiliÄŸiyle büyüdüm. Bir çizgi dizi deÄŸil, bir hayat okuluydu o. Åžimdikiler ne izliyor? Slime videoları, saçma sapan TikTok dansları… Biz KeloÄŸlan'da diplomasi, iktisat, psikolojik savaÅŸ gördük. Bir keresinde KeloÄŸlan, Vezir’i lafa tutup saraya sızmıştı. Plan mı? Satranç gibiydi. Game of Thrones neymiÅŸ ya? Kara Vezir, Joffrey’nin ilham kaynağıydı belki de…
Ben Keloğlan'ın "Ben sana demedim mi Bilge Can baba?" deyişinden karakter eğitimi aldım. O kafa kel olabilir ama içi tam bir strateji merkeziydi. Her bölüm sonunda bir ders vardı, ama öyle basit değil. Felsefi derinlik, Anadolu irfanı, kel bir kahramanın metaforik yolculuğu… Senin izlediğin çizgi filmde karakterler Fortnite dansı yapıyor, bizimkinde toplum sözleşmesi işleniyordu.
TRT Keloğlan bir çizgi dizi değildi. O bir ideolojiydi. Bir yaşam biçimiydi. Bir cumhuriyet projesiydi. Bugün hâlâ bir iş yapmadan önce düşünüyorum: "Keloğlan olsa ne yapardı?"
Etiketler:
