Bölüm 1: Köprüde biri var; her gün fotoğraf çekiyor…

O adam yine her akşam olduğu gibi tren istasyonunun yanındaki köprüde bir şeylerin fotoğrafını çekiyor. Hüzünlü bir şekilde arada bir cebinden çıkardığı fotoğrafa bakıp dalıyordu. Artık o kağıt parçası neleri gizliyor, taşıyorsa; adam resmen onunla aşk yaşıyor, kağıt parçasının tekiyle hüzne, ya da kim bilir acı şeylerin tatlı tebessümüne boğuluyordu. İşi veya hayat koşuşturmacası gereği her akşam bu tren istasyonunda bulunmak zorunda kalan insanlar artık ona alışmıştı. Bazı genç arkadaş gruplarının içinde ise, kimisi; “Ne güzel her akşam uğraştığı bir hobisi var.” diye düşünüyor. Kimisi ise; “İnsan sıcak bir evi varken neden burada üşütmeyi seçsin ki?” diye söyleniyordu -tabii evsiz olması da ihtimaller arasındaydı.-

Köprüde duran adam objektifin arkasından şehir karmaşasını izlerken içinde hafif bir huzursuzluk hissetti. Gün batımının altın rengi nehri parlak bir şerit gibi ikiye bölüyordu. Parmaklarını tahtalarda gezdirirken uzaklarda bir silüet dikkatini çekti. Kamera lensini biraz daha yakınlaştırdı ve nefesi bir anlığına durdu. Karşısında gördüğü kişinin suratı sanki geçmişten gelmiş gibiydi. Resmen bu kişiyi tanıyordu. Ama yüzünde bazı yaşanmışlıklar vardı ve onu biraz değiştirmişti. Bir röntgenci gibi gencin suratını kamera merceğinden incelemeye devam ederken, kafasında bir ışık yandı, bu adamın içini acıtmıştı bir nebze. Gelen kişi Yuri idi.
Adamın içinin acımasına şaşmamalıydı. Çünkü Yuri; Köprüdeki bu adamın hem sevgisini, hem pişmanlıklarını, hatalarını hem de acılarını biraz da silinip yok olması gereken anılarını taşıyordu.. ki zaten silinmişlerdi:
Köprüdeki bu adam ve Yuri aynı sokakta büyüyen iki çocuktu. İlk başlarda adam Yuri’nin peşinden koşan, devamlı had safhada olan enerjisine yetişemeyen biriydi ama zamanla alıştı. Hatta onsuz bir gün bile geçiremeyecek kadar birbirlerine bağlandılar. Mahallede birlikte bisiklet sürer, okuldan sonra aynı ağacın altında oturup hayaller kurarlardı. Adam, çocukluğunda her ne kadar sessiz ve içine kapanık biri olsa da, Yuri onun tek dostuydu, tek güvendiği, tek yanında olmak istediği kişi. Yıllar geçti. Çocukluk dostlukları yavaş yavaş başka bir şeye dönüştü. Artık birbirlerine farklı bakıyor, küçük kıskançlıklar yapıyorlardı. Lise yıllarında farkına bile varmadan sevgili oldular, -ve ikisi tam olarak bunu kabullendiği gün, bir fotoğraf çektiler; birer özçekim, ikisinin de yüzü gülüyor, gözlerinin içi parlıyordu ama açıklanamaz bir burukluk taşıyordu bu fotoğraf..- Ama genç adamın Yuri’ye karşı duygularını nasıl göstereceğini bilmeyen duygularını saklamaya çalışan bir tarafı vardı sevgisini doğru şekilde ifade edemediği gibi bazen onu hiç düşünmeden kırıyordu. Yanında olduğu halde onu görmezden gelmek, gereksiz yere kalbini kıracak şeyler söylemek, başkalarının yanında ona karşı umursamaz davranmak… Bu adamın sevme şekli hatalarla doluydu. Ama Yuri her defasında onu affetti. Çünkü onu saf bir şekilde seviyordu.
Derken bir gün, her şeyin değiştiği o tartışma yaşandı. Adamın sinirle söylediği geri alınamaz sözler, Yuri’nin gözlerindeki hayal kırıklığı… o an her şey bitti, Yuri ardına bile bakmadan evin kapısını sertçe kapatarak gitti. Adam peşinden koşmalıydı evet, ama yapamadı. Bazı şeylerin kendiliğinden düzeleceğini zannediyordu ama hiçbir şey düzelmedi, aksine daha da kötü oldu. O gece Yuri kafasındaki sesleri susturmak amacıyla bir şeylerden kaçıyor, hızlı adımlar atıyordu, gözlerindeki yaşlar net görüşünü engelledi ve yolda korkunç bir kaza geçirdi. Uyandığında ise, bırak sevdiği kişiyi, ailesini bile tanımıyordu. Her şey uçup gitmişti. Ve Yuri’nin sevgilisi olan adam, ona zarar verdiğini fark edip kendi kendine bir söz vermişti: “Yaşadığımız her şeyi unutacağım. Onun karşısına bir daha çıkmayacağım. Ben korkunç bir insanım, bir daha sevdiğim kişiyi böylesine zehirlemeye asla lüzum yok.”

Bölüm 2: Tekrar karşılaşma
Adam kaçmak istiyor, ilk defa bu köprüde panikle geri adımlar atıyor, Yuri ise korku filmi canavarlarından biriymişcesine adama doğru hızla adımlıyordu. Yuri endişeli bir surat ifadesi takınmaya başlamışken adam sendeledi, Yuri, “Dikkat edin!” diye bağırdı ve daha da hızlanarak ona yaklaştı. Adam nefes nefese kalmış, durulmuştu, Yuri onu kollarından tutup hafifçe doğrulttu. “Özür dilerim, korkuttum sizi sanırım.” dedi. Adam ise sorun değil, demekle kaldı. Yuri’nin gözlerinin içine bakamıyordu. Cesaret edemiyordu çünkü.
Yuri, karşısındakinin kolay kolay sohbet başlatmayacağını anladı ve direkt konuştu; “Her gün sizi burada görüyorum, konuşmak istiyorum ama.. Ya vaktim olmuyor, ya da korkuyorum biraz. Tıpkı sizin az önceki haliniz gibi.” son cümle oldukça alaycı hatta aşağılayıcı geliyordu kulağa, ama yalan da değildi. Yuri bunun üzerine bir gülümseme takındı hatta çok saniye geçmeden otuz iki diş sırıttı istemsizce. Gülmek bulaşıcıdır derler: Adam da sırıtmaya hatta Yuri ile ufak kahkahalar atmaya başladı, o ufak sesler büyüyüp haykırarak gülmelere dönüştü, belli ki bu fotoğrafçı şaka kaldırabilen bir tipti, ya da kendiyle barışık.
Yuri sonunda dönüp sordu.
“İsminiz ne bu arada?”
Adamın gülümsemesi kayboldu, bu biraz hızlı oldu hatta.
“Kaoru. Sizin?” cevabını zaten bildiğin bir soruyu sormak, sormak zorunda kalmak…
Yuri hala gülümsüyordu, sanki aklı yerinde, Kaoru’yu tanıyor ve onunla dalga geçiyor gibi.
“Yuri benim adım. Kaoru da kulağa çok hoş geliyor, bunu söyleyen kaçıncı kişiyim bilmiyorum ama..”
İlk, dedi Kaoru. “İlk kişisin.”
“Şaşırtıcı. Ama daha şaşırtıcı olabilecek bir isteğim var, korkarım ki…”
“Buyurun?” dedi Kaoru, Yuri’nin bu defa saçlarını inceleyerek, ve saçların ardından yüz hatlarına, çenesine kayarak. -ama nasılsa gözleri.. O gözlere bakmaya korkuyordu resmen, belki de kıyamıyordu, geçmişteki gibi kırma, yaşlarla doldurma korkusundan. -Hiç değişmemiş gibiydi sevgilisi. Uzayan saçları, değişen tarzı ve yapılanan vücudu dışında.-
“Ben sizinle fotoğraf çekinmek istiyorum. Lütfen garipsemeyin. Eğer sapık gibi göründüysem şu an çekip gidebilirim.”
Yuri bu sözlerin ardından paniklemiş, utanmıştı, hatta Kaoru tarafından azarlanmaktan resmen korkmuştu. Tedirgin duruyordu. Odasından çıkmayan bir ergenin alanını işgal etmiş gibi hissetmişti. Kaoru da her gün yalnız başına bir şeyleri fotoğraflar, sonra bu görselleri saklar, kimseyle konuşmadan kendi halinde evine dönerdi, yani aslında bahsi geçen asosyal ergenlerle benzerliği vardı…
Kaoru ise onun aksine mutlu olmuştu, çünkü sonunda sevgili oldukları ilk gün çekindikleri ve hala saklayıp her gün bakıp, bakmalara doyamadığı o fotoğrafın yıllar sonra çekilmiş bir kopyasına sahip olacaktı.
“Seve seve.” dedi Kaoru.
Yuri’nin gözleri parladı, tekrar gülümsedi. Kaoru’ya yaklaştı. Yanında bir poz verdi. Kaoru ise elleri titreyerek kameranın arkasını kendisine ve yanındaki gence çevirerek, hazır mısın, diye sordu. Evet, cevabını alınca düğmeye bastı. O an her şey çok güzeldi, tıpkı geçmişteki gibi yan yanalardı, fotoğraf çekiniyorlardı. Ama yine de hiçbir şeyin eski haline dönmeyeceği belliydi. Kaoru bir daha aşık olamazdı. Bir daha bir insanı incitemezdi…
Fotoğrafı çektiler, biraz göz gezdirdikten sonra, Kaoru’nun gözleri fotoğraftan sıyrılıp yine Yuri’nin suratına kondu. Yuri ise hızla dönüp onun gözlerini yakaladı. Sonunda iki göz birbirine temas ediyordu, onca şeyden sonra, hiçbir şey olmamış gibi.
Şu an hiç yabancı hissetmiyorum, diye başladı Yuri: “Sanki sizi uzun zamandır tanıyormuşum gibi. Belki de sandığım kadar korkutucu olmadığınız için..”
“Ben de aynı hissediyorum. Aslında, iyi arkadaşlar olabiliriz.” dedi Kaoru, belki de yine büyük bir hataya düşmüştü; kendine verdiği sözü tutmamak, bu kadar çabuk bağlanmak, yine pişmanlık duyacağı şeyler yapmaya bir adım atmak gibi.
“Treni kaçıracağım! Fotoğraf sizde kalabilir. Bir de yarın yine geleceğim, görüşelim lütfen!”
Ve Yuri tekrar gitti, ancak bu anı geçmişteki o olaydan ayıran bir şey vardı; bu sefer arkasına döndü, gülümsedi, el salladı…
Kaoru ise sersem bir halde elini salladı, Yuri’nin bindiği tren hareket edince arkasından bakakaldı ve geçmişte çekindikleri o fotoğrafı cebinden çıkardı, az önce çekindikleri fotoğrafı da diğer elinde tutarak incelemeye, ikisini karşılaştırmaya başladı:
Kaoru biraz daha çökmüş, Yuri ise olgunlaşmış ama her şeye yeniden başlamış gibi duruyordu. Eski gülümsemesini kaybetmiş sayılmazdı. Ama Kaoru’nunki biraz zorlama duruyordu, gençliğine kıyasla. Bir de bu sefer bir ağacın gölgesinin altında değil, altında nehiri uyutan bir köprünün üzerindelerdi. Geçmişteki gibi sıcak bir yaz gününde değil, esintili bir sonbahar gününde birbirlerini kabullenmişlerdi bu sefer…

Bölüm 3: Bir kaza geçirmişim…
Yuri dediğini yaptı ve tekrar geldi. O gün Kaoru’nun fotoğraf makinesini eline almış inceliyordu, Kaoru da onu inceliyordu. Yuri gözlerini elindeki makineden ayırmadan konuşmaya başladı:
“Biliyor musunuz, yaklaşık üç yıl önce bir kaza geçirmişim.. Hastanede uyandığımda öyle söylediler. İnanın bana anne babamı bile zar zor tanıdım. Her şeyi tekrar keşfetmek zorunda kaldım, zamanında kardeşim bellediğim arkadaşlarımı, evimi, en sevdiğim lezzetleri.. Ki gerçi hala keşfediyorum, kim bilir ne zaman iyileşeceğim? Aslında biraz fazla uzun sürebileceğini duymuştum, ama inanmak istemiyorum. Hem ben geçmişimin daha deli dolu olduğuna eminim. Bana bahsedilmeyen olaylar ve kişiler var,buna da eminim.. Neyse, sizin de kafanızı bulandırdım durduk yere.”
Kaoru zaten bildiği şeyleri zamanında en sevdiği insan olan bu kişiden dinliyordu ve gerçekçi bir tepki verme zorunluluğu hissetti.
“Kayıp geçmişinizi gerçekten merak ediyor musunuz?”
“Fazlasıyla.”
“Her şeyi bilmenin pek de iyi bir şey olduğuna inanmam, aksine çoğu zaman hayal kırıklığına uğratır.”
“Öyle mi dersiniz?”
“Deneyimlediğim için, evet diyebilirim. Tabii ben hafıza kaybı yaşamadım ama.”
“Ben de yaşamamış olmayı dilerdim. Neyse ne, bunları boşverip kahve içmeye ne dersiniz?”
“Neden olmasın?”

Kafeye gittiler, havadan sudan konuştular, Yuri de fotoğraf çekmedeki profesyonel tüyoları öğrendi, üzerine çalıştı, benzer olaylar birkaç gün daha yaşandı, günler haftalara dönüştü, ancak peşinden aylar gelemedi.

Bölüm 4: İtiraf
İkili birlikte bir banka yerleşmiş konuşuyor, gülüşüyor, içiyorlardı. Yuri hafif sarhoşluğun verdiği kızarıklık ve alık gülümsemeyle o kadar tatlı görünüyordu ki Kaoru’ya..
“Yine treni kaçıracağım!” diye hızla ayaklandı ama sendeledi Yuri.
Kaoru saatin geç olduğunu farketti, bozuntuya vermedi. Nereye gittiği onu ilgilendirmezdi.
“Seninle geleyim. Binene kadar yanında durayım.” dedi Kaoru. Yuri ile trenin kalkacağı yere koşturmaya başladılar. Yuri önde koşuyor, arkadan sertçe Kaoru’nun elini tutuyor ve onu da peşinde sürüklüyordu.
Treni beklemeye başladılar. Yuri nedense her zamankinden mutlu görünüyordu, ancak bir de her zamankinden heyecanlı gibi. Söyleyeceği bir şey olduğu kesindi.
“Fotoğrafımı çeker misin?”
Kaoru tabii ki de geri çevirmedi, yine Yuri’yi fotoğrafladı, onu, son görüştükleri geceyi farkında olmadan ölümsüzleştirdi..
“Al bakalım.” dedi Kaoru fotoğrafı Yuri’ye uzatırken. Ancak Yuri reddetti, sende kalsın, dedi.
Kaoru bir şey söylemeden dururken, tek yaptığı gülümsemekken, Yuri hızla sessizliği böldü:
“Çok seviyorum!”
Kaoru’nun gözleri büyüdü. Anlamaya çalışıyordu. “Ne? Neyi?”
“Seni.” cevabını aldı sonrasında.
Kaoru’nun dili tutulmuş gibiydi, onun yerine sadece Yuri ötüyordu:
“Seni çok seviyorum. Seni hep bir öğreticiden, bir kahve arkadaşından, idolden, yoldaştan fazlası olarak gördüm! Beni istersen garipse, istersen kov, istersen şu an tren gelmeden hemen çek git. Ama ben vazgeçmeyeceğim, seni unutmayacağım. Harika bir insansın, geçmişimi getiremesen de mutluluğumu, kahkahalarımı geri getirdin!”
Kaoru gözleri parlayarak yalnız Yuri’ye bakıyor, Yuri de o esnada Kaoru’nun bileğini iki eliyle kavramış heyecanla her şeyi söylüyordu..
“Dediğim gibi, unutmayacağım seni. Sadece seni değil, sizi. Hiçbir şeyim olan, yalnızca fotoğraflar çekmeyi seven, dışarıdan kimsesi yokmuş gibi görünen, bir hobi edinip onunla kafayı bozmuş olan o yalnız adamı, idolümü, hayalimdeki eşimi, o akılsız, entel giyinmiş, buna rağmen çapulcu olan adamı.”
Yuri, numarasının yazılı olduğu küçük bir kağıdı buruşturup Kaoru’nun cebine koydu.
“Ben şehir dışına gidiyorum.. Lütfen beni bekle. Eğer bana ihanet edeceksen de, yalvarırım fotoğraflarıma, fotoğraflarımıza ihanet etme. Onlara gözün gibi bak istiyorum. Anladın mı? Bir de o sürekli baktığın fotoğrafta ne var çok merak ediyorum, bir dahaki görüşmemizde göster lütfen.. Ben şimdi gidiyorum, trenim yaklaşıyor. Kendine iyi bak, Kaoru…”
Trenin sesi duyuldu, Yuri yavaşça Kaoru’dan sıyrıldı. Tren durunca peronlara ilerledi, Kaoru, bekle, diye bağırdı ama nafile. Yuri bindi ve ardından tren kapıları kapandı bile. Kaoru nefes nefese kalmış, boşluğa düşmüşken, camdan içerideki Yuri’yi gördü. Suratında acı bir gülümseme vardı, gözünden birer ince yaş süzüldü gencin… ve tren yola devam etti, raylar, raylar ile birlikte Kaoru’nun zihni ve içi de bomboş kaldı. Adam ağzını açıp tek kelime edemedi.

Bölüm 5: Son.
Sonraki günün sabahı Kaoru doğal olarak içinde çok kötü bir hisle uyandı. Yuri’yi arayacaktı, ama onunla bir daha çıkmaya cesaret edebilir miydi ki? reddedip her şeyi silmeli ve karşısındaki insanı üzmeli miydi? Ya da kendisinin karakter açısından düzeldiğine inanıp kendine verdiği sözü tutmayıp bir daha birlikte olacak mıydı gerçekten?
Telefonu eline aldı, numarayı girdi, aradı, çaldı… açılmadı, ses seda yoktu. Aynı şeyi tekrarladı, yine aynı sonuca vardı. Telefon asla cevaplanmıyordu.
İki ihtimal vardı;
Ya Yuri başından beri onunla dalga geçiyordu, yani Kaoru geçmişinin cezasını çekiyordu.
Ya da Yuri şu an meşguldü, sonra geri dönüş yapardı illaki.

Ancak Kaoru’nun aklına gelmeyen bir ihtimal daha vardı.
Adam kafasını dağıtmak amaçlı evinde bir şeylerle uğraşıyordu, arkadan ses olsun diye televizyonu açmıştı. Söylenen her şey hafif bir gürültü ve arkaplan müziği gibi gelirken, bir şeyi çok net duydu ve yerinden fırladı;
“Tren kazası”
Hızla televizyonun karşısına geçti, ekrana kilitlendi. Dikkatle bakıyor, dinliyordu. Evet, bu; dün gece Yuri’nin bindiği trendi. Ağır bir kaza geçirmişti. Kaoru'nun boğazı düğümlendi. Soğuk terler dökmeye başladı, çıkarılan yaralı ve ölüleri izliyordu. Feci şekilde can verdiği söylenen hasarlı ceset kanal tarafından yakınlaştırıldı, sansürlendi ama odak noktasıydı. O an Kaoru da gördükleri karşısında ölmüş kadar olmuştu.
Bahsi geçen ölünün üzerinde, parçalanmış olsa bile belli olan bir şey vardı, dikkat çekiyordu; yünlü kahverengi hırka, Yuri’nin yünlü kahverengi hırkası.
Evet, Yuri isimli genç, geçmişte yıllarca sevgilisi olan bu adamı hafıza kaybından sonra tekrar tanıyıp, ilk kez tanıştıklarını zannederek ona tekrar aşık olmuştu. Ancak ilanıaşkına karşılık bile alamadan dünyadan göçüp gitmişti. Belki de böyle olması gerekiyordu.

Etiketler:

Yorum Yaz

15289 Toplam Flood
23383 Toplam Yorum
14165 Toplam Üye
35 Son 24 Saatte Flood

Kod e‑postana gönderildi. (24 saat geçerli)