Evime dalan kadınla gazoz içip nasıl Sibirya’da kartopu oynadım

Yine bir gün yatağımdan kalkmış balkondaki kuşu izliyordum. Bu kuş nedensizce her gün, her sabah balkonumda bitiyordu. Balkonumda ne yemek vardı ne de onun ilgisini çekecek bir şey. Bu sefer balkona çıkmaya karar verdim. Belki de benden korkmayacaktı. Belki de onu sevebilecektim. Biraz yiyecek götürmeli miydim ki? En iyisi sadece balkona çıkmaktı. Kapıyı araladım. Kaçmıyordu. Bir adım attım. Ve bir adım daha… Kafası bana doğru döndü. Bir adım daha derken o da bana bir adım attı. Birbirimize doğru yürümeye başladık. Bu kuş benden korkmuyordu. Ben ondan korkuyordum. Ondan korktuğum için ona yaklaşıyordum. Elimi uzattım. Güneş elimde parlıyordu. Dıştan bakıldığında sanatsal bir an oluşturuyor olmalıydık. Zil çaldı. Normalde çok sevdiğim zil sesi beni bu sefer o kadar rahatsız etmişti ki neredeyse kulaklarım yırtılacakmış gibi hissettim. Kuş da sesi duydu ve kaçtı. Ellerim yere indi. Kapıyı açmak için balkondan içeri girip kapıya yöneldim. Kapı deliğinden baktığımda çok enteresan birisiyle karşılaştım. Beyazlara bulanmış bir silüet. Sanki karlı bir havadan buraya gelmiş. Ama buraya asla kar yağmaz yağsa bile böyle güzel bir yüze dökülmeye utanırdı. Siyah bir ceket giymiş uzun kahverengi saçlı bir kadın. Yüzü bembeyaz dudakları ise kıpkırmızı. O kadar güzel ki kapalı duran çiçek açılır açık duran çiçek ise ben bununla yarışamam deyip kapanır. O kadar tanıdık ki. Sanki doğmadan önce onu görmüşüm gibi. Belki bir gazoz içsek onunla, sorsam sen kimsin diye düşündüm. Kapıyı açtım. İçeri ışık hüzmeleri akın etti. Önümdeki kadın beni süzmeye başladı. Merhaba dedim. Merhaba dedi. Bir anda içeriye daldı. Afalladım. Balkon tarafına doğru gidiyordu. Onu durdurmalı mıydım? Kadın balkonun kapısını açtı ve odayı dolduran serin havayı içine çekti. "Ne kadar havadar ve ne kadar özgür bir balkon" dedi. Neler oluyordu burada? Kadın bana doğru döndü. Elini uzattı. "Merhaba ben -?-" Aklım ismini almıyordu. İsmini duyamamıştım. En son beş litre gazozu aynı anda içtiğimde böyle bir şey yaşamıştım. Kadın elini sıkmadığım için ve ona cevap vermediğim için yüzü düşmeye başlamıştı. Elini sıktım. "İsmim neydi demiştiniz?" Diye sordum. Gülümseyen tatlı bir yüzle "-?-" dedi. İsmini söylediği anda sanki dünyada yeni bir kıyamet kopuyor gibiydi. Duyamıyordum. İsmini duyamıyordum. Neden ismini duyamıyordum? Kendi ismimi söyledim. Başını yana eğip tanıştığımıza memnun oldum dedi. Ama ben onu zaten tanıyordum. Yani tanıyor olmam gerekiyordu. O o kadar tanıdıktı ki… İçeride bir sandalyeye oturdu ve ellerini masaya koydu. Kadının gözlerinin masanın üzerindeki içinde çiçek olan vazoya kitlendiğini fark ettim. Biz ne yapıyorduk? Neden bir anda içeri girmişti ve sandalyeye oturmuştu? Çantasından bir kitap çıkardı ve masanın üzerine koydu. Bu kadına ne sorarsam sorayım beni tatmin edecek bir cevap alamayacağım diye düşündüm. Mutfağa gittim ve iki bardak ile bir kaliteli şişe gazoz getirdim. Yurt dışındaki bir üretim tesisinden ithal ettiğim bu gazozu normalde özel bir gün için saklıyordum ama bu ana da değer gibiydi. O kadar saçma bir durumun içindeydim ki bu ana bir kadeh kaldırılırdı. Karşısına oturdum ve ikimizin de bardaklarına muazzam gazozdan koydum. Bardaklardan birisini onun önüne diğerini de oturduğum tarafa koydum. İlk önce gazoza baktım sonra da kadına. Kadın bardağı eline aldı ve bana doğru uzattı. Bardakları tokuşturduktan sonra ikimiz de tek yudumda gazozlarımızı bitirdik. Çok güzel gelmişti. Evime benden izinsiz dalan hiç tanımadığım bir kadınla karşılıklı oturmuş gazoz içiyordum. Ne için buradaydı? Neden ismini duyamıyordum? Kapı hâlen daha açık mıydı? Dışarıdan kuş sesleri yükseliyordu. Kapıdan içeriye birisi daha girdi. Parkeden gıcırtı sesleri geliyordu. Gelen kişi arkama geçti ve omzuma canımı oldukça yakarak masaj yapmaya başladı. Bu gelen abimdi. Burada ne yapıyordu? Abim çoktan gitmemiş miydi? "Çoktan tanışmışsınız bakıyorum da." diye bağırdı abim. "?" ile… Abim bu kadını tanıyor muydu? Kimdi bu kadın? Abimle nerede tanışmışlardı? Abime kim bu kadın diye sordum? Bisiklet kulübünde tanıştıklarını ve benimle de tanışmak istediğini söyledi. Peki ya neden eve dalmıştı? Bunu sormak anlamsız olurdu. Abim biraz bisiklet sürmek ister misiniz diye sordu. Dediğine göre konuşmanın gerisini orada halledebilirdik. Ayağa kalkıp dışarıya yöneldik. Çıkarken kapıyı açık bırakmalı mıydım? Belki yeni birileri daha gelirdi. Garaja doğru yöneldik ve üç tane bisiklet aldık. Herhalde diğer iki bisiklet abimle kadına aitti. Abim bisiklet sürmeyi çok severdi. Sanki bisikletle, bisiklet yollarıyla ve bisiklet sürmenin verdiği hazla özel bir bağı var gibiydi. Abim ilginç bir insandı. Ben onu neredeyse hiç tanımazdım ama en çok annem olmak üzere bütün ailem onu çok severdi. Sanki hepsinin kalbi sadece ama sadece ona aitti. Kan kırmızısı bir bisikleti vardı. Kendimi abimden daha az tanıyordum. Bisikletinin rengi mat olmasına karşın parlıyordu. Benim ismim evde geçmezdi. Bisikleti epey eski bir modeldi. Ben evde hiçbir zaman yoktum sadece abim vardı. Ben kendi ismimi bile bilemiyordum. Garaj kapısını açtık ve bisikletlerin aralanan kapıyla beraber güneşte aydınlanmasını izledik. Kadın bana baktı ve gülümsedi. Bisikletlere atladık ve yola koyulduk. Rüzgar yüzümü okşuyordu. Bir parkın yanından geçtik sonrasında ise bir marketin önünden. Soluk yüzlü kadın her gördüğümüz şeye ilgi ile bakıyordu. Peki ya konuşmayacak mıydık? Abime sordum nasıl tanıştığınızın daha fazla detayı var mı diye. "Biliyorsun ben bu kulübe yakın zamanda yazıldım ve uzun süredir de bisiklet sürmüyordum yani diğerlerine ayak uydurmam için ekstra çaba sarf etmem ve yardım almam gerekiyordu. Bana yardım eden de "?" oldu." Kadının ismini hala daha duyamıyordum. Neydi bu kadının ismi? Kadına doğru baktım ve öyle mi oldu diye sordum. Kadın bana doğru bakarak gülümsedi ve "Efendim?" dedi. Kesinlikle bir gazoza ihtiyacım vardı. Demek bisiklet sürmekle ilgileniyorsun dedim kadına. "Aslında o kadar hoşlandığım bir şey değil ama sen sürmeyi teklif edince kırmayayım dedim." Bisiklet sürmeyi ben mi teklif etmiştim? Abimle ne zamandan beri tanışıyorsunuz diye sordum. "Abin mi?" diyip bir süre cevap vermeden sessizce bekledi ve sonrasında hafifçe gülmeye başladı. En sonunda abini çocukluğumdan beri tanırım dedi. Daha yeni tanıştılar diye düşünmüştüm. Abimin tarafından bir ses geldi. Hemen olağanca gücünle frene bastım ve durdum. Kadın biraz daha gidip durdu. Güneşin kavuruculuğunu hissedebiliyordum. Güneş derimi yakıyordu. Eriyordum. Ölecek gibiydim. Abimin yanına doğru koşmaya başladım. Koştum, koştum ve daha da koştum. Yerde yatıyordu. Bisikletten düşmüş ve parçalara ayrılmıştı. Hayır. Yaşıyordu ve sadece bacağı kırılmıştı. Yanına eğildim ve yüzüne baktım. Mavi gözleri patlayan dudağından fışkıran kanla hiç uyumlu değildi. Elimle başını kaldırdım ve gözlerini bana doğru çevirdim. İyi misin diye bağırdım. Cevap vermiyordu. Ayağa kaldırdım ve en yakındaki banka götürdüm. En yakın hastane neredeydi? Evet orada bir hastane vardı. Gazoz lazımdı gazoz. Belki abime bile iyi gelebilirdi. Koşuyordum ama koştuğumu bile fark etmiyordum. Gözlerim kararıyordu. Hatırlıyordum.

Soğuk bir kış sabahıydı. Yerler bembeyaz… Kuşlar o seslerle uyumamı engelliyordu. Camdan içeri sert bir rüzgar girmiş beni olmayan uykumdan mahrum ediyordu. Çocuktum o sıralar. Etrafta hep karanlık figürler olurdu. Bana meraklı gözlerle bakarlar ve beni severlerdi. Rüzgara dilimi çıkartmak için yataktan kalktım ve cama yöneldim. Oda kararmaya başladı. Yolda kan lekeleri vardı. Ellerim uyuşuyordu. Araçlar iç acıtan bir görüntü oluşturuyordu. Tırnaklarım avuç içimi deliyordu. O ağlayan annem miydi?
Bu anı kesilince hastanede olduğumu fark ettim. İnsanlar bana merak ve acıma duygusuyla bakıyordu. Abimi buraya bıraksam yeterli olur muydu? Doktorlar ona yardım eder miydi? Abimi yere bırakıp hastaneden kaçtım. Ayaklarım acıyordu. Soluk yüzlü kadın hastanenin önünde duruyordu. Kollarını kavuşturmuş ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yanına doğru yürüdüm. Yanıma doğru geldi ve omuzlarımı tutup beni sallamaya başladı. Ne oluyordu? Yüzüme baktı ve üzüldü. Sana ne oldu dedi. Ne olmuştu cidden bana? "Biraz oturup sakinleşmen lazım." dedi ve oturabileceğimiz bir yere yöneldik. Ama abim içerideydi. Bedeni oradaydı. Neden ondan uzaklaşıyorduk ki? Abime ne olacaktı? Güneş benden nefret ediyor olmalıydı. Gözyaşlarımı kimse göremiyor muydu? Bir kafeye geldik ve ortalarda bir masaya oturduk. Biraz daha iyi hissediyordum. Üç bardak gazoz içmiştim. Sakindim. "?" bana doğru merakla bakıyordu. İyisin değil mi diye sordu. Kendimden emin olmaya çalışarak iyiyim dedim. Ellerimi tuttu ve kendine doğru çekti. Ne oluyor dedi. Ne oluyordu ki? Ne yapıyorsun sen böyle? Neden orada hastaneye doğru koştun? "Abim…" diyebildim. Ellerim titremeye başlamıştı. Kadın ellerimi bıraktı. Abin mi diye sordu. Abini sever miydin dedi. Abimi sever miydim? Kafenin mutfağı gözüme takıldı. İçeride sarı saçlı ve uzun bıyıklı bir adam ve koyu siyah saçlı ve normal boyda birisi vardı. Onların ne yaptıklarını izlemeye koyuldum. Soluk ama güzel yüzlü kadın tekrar "abin" dedi. Abim aklıma geldi. "Evimizde sadece abimin adı geçerdi ama her şeyi ben yapardım." Kadının gözleri açılmaya başladı. "Ben hayalet olmaktan zevk alan bir insandım. İstediğim her şey alınırdı ama sadece abimin ismi vardı." Kadın bekledi ve "Hâlâ kartopu oynamayı seviyor musun?" diye sordu. Bir anda kartopu nereden çıkmıştı ki? Kartopu ne demekti? Kartopu mu diye sordum. Evet kartopu dedi. Bembeyaz karlı bir ortamda, etrafta kimse yokken… Gökyüzüne bakarsın ve bomboş bir portre ile karşılaşırsın. Gökyüzü yerdedir artık. Hiçbir şey düşünmezsin ve eline biraz kar alırsın. Bunu bana sen öğrettin. Kadının bir anda söylediklerine inanamıyordum. "Sibirya" dedi. "Benimle Sibirya'ya gelmek ister misin?" Sibirya'ya neden gitmek istiyordu ki? Bunu ona sordum ve bir süre sessizce bekledi. Peşimde silahlı adamlar var dedi. "Çok tehlikeliler ve hemen kaçmamız lazım." diye de ekledi. Ne diyebildim sadece. Ayağa kalktı ve elimden tutup koşmaya başladı. Kafeden dışarıya çıktık. Önümüzde bir oyuncakçı ve önünde ise oyuncak silahlar vardı. Koşmaya devam ettik ve bir çiçekçinin yanından geçtik. Kadın gördüğü birkaç çiçeği alıp çantasına attı ve koşmaya devam ettik. Sanırım arkada biraz para da bırakmıştı. Bir taksiye bindik ve arka koltuğa oturduk. Ne oluyordu böyle? Nereye gidiyorduk? Silahlı adamlar da kim ve senden ne istiyorlar diye sordum. Arabanın içine sessizlik hakim oldu. Bulutlar güneşi kapattı ve onun saçlarından çok yüzünü ve gözlerini görmeye başladım. "Bir kuş öleceğini bildiği halde neden o yemi yer?" dedi. Bu konuyu dağıtmak için miydi? Kuş öleceğini nereden biliyor diye konuyu devam ettirdim. Çünkü herkes öleceğinin farkındadır dedi. "Asıl problem neden devam ettiğindir." diye de ekledi. Neden felsefik bir soru soruyorsun dedim. "Silahlı adamlar beni ne olursa olsun öldürecekler." Sessizlik derinleşti. "Peki ben neden silahlı adamlardan kaçıyorum?" diye sordu. Silahlı adamların varlığının veya ne olduklarının bir önemi yoktu. Yola devam ettik ve tren istasyonuna ulaştık. Taksiden indik ve oradaki bir banka oturduk. Soluk yüzlü kadın çantasından çiçekleri çıkardı ve bana uzattı. "Bu çiçekleri bana vermek ister misin?" dedi. Çok tatlı duruyordu. Uzun bir süre bakıştık. Gözleri gökyüzüyle uyumluydu. Başımıza ağaç yaprakları dökülüyordu. Utanmıştım. Çiçekleri ona uzattım. Gülümsüyordu. Mutlulukla çiçekleri aldı ve ellerimi tuttu. Yanıma doğru yaklaştı ve başını omzuma koydu. Bir saat kadar bu halde günbatımını izledik. Her şey çok güzeldi. Trene binmek için istasyonun içine girdik ve kondüktör eşliğinde yerimize oturduk. Havalimanına tren ile gidecektik. Tren yavaşça ilerlemeye başladı. Hava kapkaranlıktı. Kadın tekrardan omzumdaydı ve çok geçmeden uyuyakaldı. Sibirya'daydık. O kadar mutluydu ki… Hemen ellerimden tuttu ve beni uzaklara götürdü. Soğuk içime işliyordu. Zıplaya zıplaya gidiyordu. Yakıcı beyaz beni ürpertiyordu. Kolumu çekişi canımı yakıyordu. Hasta oluyordum.

O sabah abimin ölebileceğini öğrenmiştim. Biz mutlu bir şekilde kahvaltımızı yaparken doktordan mektup gelmişti. Abim beni parçalayacak bir hastalığa sahipti ve bunun bedelini ortaklaşa ödeyecektik. Ambulansların çığlıkları annemin ağlamalarını asla bastıramıyordu. Doktorlar ile satranç oynuyordum. Abim neden mutluydu? Abim neden en başında varolmuştu ki? Madem dünyaya bir iz bırakacaktı o halde bunu kendisi yapmalıydı.
Bir dağ evine geldik ve dağ manzarasını izlemeye koyuldum. Hava çok soğuktu. Kadının kartopu oynamak istediği her halinden belliydi. Yürümeye başladık. Ayakkabılarımla beraber kara batıyordum. Bembeyaz olan alanda kendimizi kaybediyorduk. Yere doğru eğildi ve eline biraz kar aldı. Ben de aynı şekilde elime kar aldıktan sonra ona doğru fırlattım. O da bana doğru kartopu fırlattı. Birbirimize kartopu atarken sessizlikle bütünleşiyorduk. İkimiz de düşünmüyorduk, sadece kartopu fırlatıyorduk. Gökyüzü beyazlaştı. Kar fırtınası yaklaşıyordu. Kadının yüzü iyice soldu ve son bir kez kartopu fırlattı. Yere yığıldı ve bembeyaz kar kırmızı kanla buluştu. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Orada bir kuş vardı. Gözlerim kararıyordu. Kuş kafasını bana doğru çevirdi. Koşuyordum. Ağzından kanlar akarken bana baktı. Neden dedim. Ne oluyordu ona? Elini kaldırdı ve ellerimden tuttu. Silahlı adamlar hiçbir zaman yoktu dedi. Ölmek de benim için önemli değil artık. Bana çocukken dediğin gibi sevdiğim birisiyle karşılaştım. Hatırlıyordum. Lanet olsun ki hatırlıyordum.

Abim hastalığı yüzünden yolda bayılıp bir trafik kazasında ben daha çocukken hayatını kaybetmişti. Ailem bu durumun stresini kaldıramamıştı. Abimin adı Şerafettin'di. Ben adımın asla Şerafettin olmasını istememiştim. Ama ailem bana abim öldükten sonra sadece Şerafettin demişti. Abim yerine ben ölmüştüm. Beni abim olarak görüyorlardı. Beni değil abim olan beni seviyorlardı. Abim olmuştum. Katlanamıyordum. Kazadan iki ay sonra bir kış sabahı evden kaçtım ve abimin tedavi gördüğü binaya gittim. Neden oraya gittim hatırlamıyorum. Her yer bembeyazdı. Bahçede bir çocuk vardı ve ağlıyordu. Yanına gittim ve neden ağlıyorsun diye sordum. Ağlayan çocuğun önünde ölü bir kuş yatıyordu. Onu daha bu sabah beslemiştim dedi. Ben de öleceğim diye bağırdı ve daha çok ağlamaya başladı. Kartopu oynamayı sever misin dedim. Ağlaması yavaşladı ve kısık sesle severim dedi. Kartopu oynamak ister misin dedim. Saatlerce birbirimize kartopu fırlattık. Keşke Sibirya'da olsaydık dedim. Orada hep kar var yani istediğimiz gibi oynayabilirdik diye de ekledim. Yorulduk ve bir yere oturduk. Ona abimle yani kendimle alakalı olayları anlattım. Abini tanıyordum dedi. Abim ile aynı hastalığa sahipti. Sessizlik için de bekledik. Peki ya ölüm dedi. Gökyüzüne baktım. Birisini sevip var olduğunu gördüysen ölmenin ne önemi var dedim. Sessizlik sürdü
Kar fırtınası geçmeye ve soluk yüzlü kadın ölmeye başlamıştı. Gözyaşlarım yüzüne damlıyordu. Peki ya ismin dedim. Peki ya ismin ne diye sordum. Yüzüme baktı.
İsmim…

Etiketler:

Yorum Yaz

13890 Toplam Flood
21614 Toplam Yorum
12731 Toplam Üye
55 Son 24 Saatte Flood

Kod e‑postana gönderildi. (24 saat geçerli)