Güncel Floodlar En sonuncu Floodlar

Kurucu Yönetici
  • 2
Fil Necati

Celal Şengör ve İlber Ortaylı’nın Fazla Erotik Bir Gecesi

  • 2

Celal yemeğini bitirmiş ve çıtır çıtır yanan şöminesinin önüne kurulmuş, şarabını yudumluyordu. Şarabın ruhani ateşi, şöminenin maddi ateşine karışmıştı da Celal’i yaktıkça yakıyordu. Alnından boncuk boncuk süzülen terler bir süre sonra tüm vücudundan süzülmeye başlamıştı. Hayli kıvrımlı olan vücudu terli ve vıcık vıcıktı. Kadehteki şarabına bakıp “Keşke ilber burada olsaydı da Hayyam üzerine iki kelam etseydik” diye içinden geçirdi. Bunu söylemesinin üstünden çok geçmemişti ki kapısı vurulmaya başladı. Normalde ziyaretçilerden hele bu saatte gelenlerden hiç hoşlanmazdı ancak bu kapı zilinde kendisini heyecanlandıran bir şey vardı. Kapıyı açtığında gözlerine inanamadı çünkü İlber karşısında gözleri kadar kısık ağzıyla gülümseyerek bekliyordu. -Oh İlber! dedi ve sarıldılar. Celal’in sıcak ve terli olduğu ipek gömleğinin altından anlaşılan göbeği, İlber’in dışarıdan yeni gelmiş ve soğuğun etkisiyle sertleşmiş göbeğine temas etti. Bu temas sırasında ikisi de şehvetli duygularla doldu ancak utançtan bakışlarını birbirinden kaçırdılar. İçeri giren İlber, sevgilisinin evine ilk kez giden bakire bir liseli kız gibi utanarak sağı solu incelemeye başladı. Gözü yerdeki Hegel kitabına takıldı. Eğilip kitabı bakarken: -Hegel sevmediğini sanırdım, dedi. -İnsanın gizli kapaklı suçları olmalı, dedi Celal titreyen bir sesle. Bu sırada kumaş pantolonu üzerinden İlber’in kalçalarını okşamaya başladı. -Bakıyorum da Viyana kapılarına dayanmışsın ama dikkat et fethi zordur, dedi İlber gülerek. -Kazı yapacağım yahu zemin tatbiki yapıyorum.
[00:08]
Celal bunları derken çoktan ikisinin de pantolonunu indirmişti. Kemerlerinin tokası aynı anda yere çarpıp aşkı başlatacak gong gibi çınlamıştı. Celal’in İlber’e sürtünen bedenindeki terleri İlber’e de geçmişti. İkisi de oluk oluk terliyordu. İlber’in kalçalarını Nobel ödülü tutarmış gibi tutkuyla kavramıştı ve çok geçmeden kadim dostunun içine girmişti. Üstünde sadece papyonu olan Celal, bir ağaçkakan gibi çalışıyordu. -Dördüncü Murat döneminde oğlancılığa, dedi İlber ancak devamını getirmeyi çok istese de nefesi yetmedi. -Benimle Fransızca konuş, diye üsteledi Celal. -Olur mu yahu güzelim dilimiz varken ne Fransızcası! Bunu duyan Celal, İlber’in kalçasına sevgi dolu ancak yakıcı bir şamar nakşetti. -Konuş dedim! Şamardan hoşlandığı belli olan İlber ise devamının gelmesi için inadı sürdürüyordu. Şamarların sayısı çift haneyi bulduğunda Celal, son gücüyle İlber’i belinden kavradı ve can dostunun içini sevda nektarıyla doldurdu. İkili, aşk yapmış olmanın verdiği yorgunlukla şömine karşısındaki altın varaklı kanepeye çöküp birbirine sarıldılar. Başını Celal’in omzuna yaslayan İlber, haşin erkeğinin papyonuyla oynaşıyordu. O sırada Celal ise sevgi duyduğu tek insanın saçlarında parmaklarını gezdiriyordu. Kapı tekrar çalınca Celal panikledi. İlber ise: -Dur yahu korkma, sana bir sürpriz yaptım o gelmiştir, dedi. Celal’in elini tutup maşuğunun gerginliğini azalttı. Celal üstünde sadece papyonuyla, ilber ise bornozu ve bir kadeh şarabıyla kol kola kapıya gitti. Kapıyı açtıklarında ise ikilinin gözleri parlamıştı. -Bu da ne demek oluyor, ben buraya bilim konuşuruz diye gelmiştim! diye silik bir sesle gürledi sürpriz. Celal ise korkan adamın koluna girdi ve dedi ki: -Korkmayın kıymetli Aziz Sancar, bu da bir çeşit bilimdir…

Cevap eklemek için giriş yapmalısınız.